|
80
milyonluk bir ülkeyiz… Ve bu ülke, sabahki bir bardak çayını içmezse
güne asla başlayamayacak olan insanlarla dolu…
Evden çıkmadan hemen önce ve alelacele… Evden tam
çıkarken… Annelerin hazırladığı… Vapurda martıları izlerken… Dağları
seyrederken ya da denizi düşünürken… Güneşi özlerken ya da sevgiliyi
beklerken içilen bir bardak çay…
O çay ki, içine girdiği andan itibaren bir alışkanlığın
tatminini, bir sıcaklık hissini ya da güzel bir aromayı hissettiren
kutsal bir içecek.
5000 yıl öncesine giden çayın tarihi konusunda çeşitli efsaneler
var:
Bunlardan ilki Çin'e gidiyor. M.Ö. 2700'lü yıllarda tıp bilimine
meraklı olduğu bilinen Çin İmparatoru Shen Nung, sıcak su içmenin
sağlığa olan olumlu etkilerini gözlemlemiş. Bir gün kendi sıcak
suyunu hazırlarken, demliğine birkaç yaprak düşmüş. Kaynayan suyun
buharından mistik ve rahatlatıcı bir aroma yükseldiğini görmüş ve bu
sıcak içecekten bir bardak içerek onun harika lezzeti ve aroması
karşısında hayret etmiş. Demliğine düşen bu yapraklar bir çeşit
yaban çay ağacına aitmiş….
Çayın Japonya'daki efsanesi bizi Bodidharma isimli bir Budist keşişe
götürüyor. Hayatının yedi yılını Buda'ya adayarak uyumadan geçiren
bu keşiş, meditasyon sırasında istemeyerek uyuya kalınca çok kızmış
ve ardından göz kapaklarını kesip toprağa atmış. Toprakta köklenerek
büyüyen bitki, çay bitkisiymiş.
Hindistan da çayın keşfini Bodidharma'ya bağlar. Onların öyküsüne
göre bu rahip uykusuz geçirdiği yılların beşincisinde yanındaki
ağaçtan birkaç yaprak alır ve çiğner. Birden bire canlandığını gören
rahip bunu sık sık tekrarlayarak yedi yıllık meditasyonunu bitirir.
Bu yabani ağaç elbette ki çay bitkisidir.
Sudan sonra en eski ve en çok tercih edilen içecek olan çayın
ülkemizdeki serüveni oldukça yenidir. 1888'deki ilk ciddi girişimden
sonra üretimdeki gerçek başarı ancak 1940'larda elde edilmiştir.
Bugün Türkiye, üretimde Hindistan, Seylan gibi ülkelerden sonraki
yerini korumakta ve aynı başarıyı tüketimde de İngiliz ve
İrlandalılardan sonra en çok çay tüketenlerden biri olarak
göstermektedir.
Çay, bazen enerji kaynağı, bazen de rahatlatan büyülü bir içecektir.
Ülkemizde 7'den 70'e herkes çay tüketir, bu tüketim yaş, meslek,
gelir durumu farklılığı gözetmez.
Çayı demlerken sadece büyük bir demlik kullanan birçok ülkenin
yanısıra Türkiye'de çay hazırlanırken önce çaydanlığın alt bölümünde
su kaynatılır, kaynayan su, üst demlikte bulunan çaya eklenir ve
alttan gelen buhar ile demlenen çay, geleneksel olarak ince belli
cam bardaklarda içilir. Çayın fincanla içilmesi de ayrı bir zevktir.
Çayını açık ya da koyu tercih edenler, limon ya da şeker ekleyenler
vardır, ancak tüm bu kişiler için en önemli şeylerden biri çayın
rengidir. Günlük deyişle "tavşan kanı" olan bu renk, berrak ve güzel
bir kırmızı tonudur.
Dünyanın diğer yerlerinde; İngilizler klasik beş çayından vazgeçemez
ve çaya süt eklemeyi sever, Çinliler için "yeşil çay" yaşamsaldır,
Japonların en popüler çayı "Sencha"dır, Kuzey Afrika'da çay nane ile
aromalandırılır, Orta Doğu'da çay genellikle limonla içilir, Ruslar
içine reçel koyar ya da "kıtlama" şeker ile içer, kahve tutkunu
Amerikalılar ise çayı demleyip buz gibi soğuttuktan sonra keyfini
çıkarır, daha çok sağlık yönü ile çay yeniden popülarite
kazanmıştır. Tibet'te ise çay, süt veya su ile demlendikten sonra
tereyağı ile karıştırılarak yoğun bir beslenme içeceği elde edilir.
Ve saire, ve saire….
Siyah (tam fermente), Oolong (yarı fermente) ve yeşil (fermente
edilmemiş) türleriyle içilebilen, tüm güzelliğine ek olarak içindeki
antioksidanlar sayesinde yararlı da olan kutsal içecek çay, herkese
farklı bir lezzet, farklı bir içim sunsa da, yaşamlarımızda
yüzyıllardır vardır.
Çay bitkisini merak ederseniz, hiç üşenmeyin, Doğu Karadeniz'e doğru
bırakın kendinizi. Arkanızda dağlar, önünüzde engin Karadeniz ve
beliniz yüksekliğinde yemyeşil, taptaze çay bitkileri...Çay
bahçelerindeki kadınlarla konuşun, o çocukların güzel yüzlerine
bakın, sizi çepeçevre saran çay zenginliğine dalın. Bu arada
üzerinize tatlı ve ince bir yağmur yağsın, siz bir yere girin,
oturun, sıcak bardağı tutarken eliniz ısınsın, bu güzel lezzetin
tadına varın.....
|